Geçmişten bugüne insanoğlunun yaşam şekline bakıldığında dünle bugün arasındaki farkın ne kadar büyük olduğunu görmek mümkün. Tempolu çalışma hayatı, günlük koşuşturma; yani kısaca günlük işleri yetiştirme telaşı yüzünden hızlı yaşama çabasının her gün biraz daha artması, yediklerimizin de bu hıza ayak uyduracak şekilde değişmesine neden oluyor.
Fast food belki de yemek konusunda zaman tasarrufunun en başarılı örneği; fakat zamanımızı elde tutmamız konusunda yardımı olan bu hızlı-hazır yemek şekli, her geçen gün bizi obeziteye biraz daha yakınlaştırıyor.
1960′ larda bugüne göre çok daha sağlıklıydık!
Fast food’ un yeme alışkanlığımızın temeli haline gelmesiyle 1990‘ lı yıllardan itibaren hepimiz şişmanlamaya başladık. 1960‘ lı yıllara göre bugün, hem kadınlar hem erkekler, özellikle de çocuklar çok daha şişman, çok daha sağlıksız.
Biz kilo aldıkça porsiyonlar da büyüyor; porsiyonların büyümesi alınan kalori miktarını da arttırıyor; bu da yine kilo almamıza neden oluyor. Bu döngü içerisinde, 20 yılda geldiğimiz nokta gelecek için artan kaygıların yersiz olmadığını gösteriyor.
En çok fast food için para harcıyoruz!
Fast food denilince akla ilk gelen Amerika oluyor. Öyle ki Amerikalıların fast food’ a harcadıkları para azımsanmayacak nitelikte. 1970′ te fast food yiyecekler için harcanan para 6 milyar dolar iken, 2000 yılında bu rakam 110 milyar dolara ulaşıyor. Fast food için harcanan bu yüksek miktar; filmlere, kitaplara, degilere, gazetelere hatta eğitime, bilgisayarlara, yeni arabalara sahip olmak için ödenen meblağlardan daha fazla.
Her ne kadar fast food yiyeceklerle gelen şişmanlık, sağlıksız beslenme, obezite gibi kelimeler Amerikalıları işaret etse de; aslında bugün tüm dünya bu konuda Amerika’ nın yakın takipçisi. Türkiye ele alındığında da, fast food tüketiminin büyük ölçüde artışı, şişman çocuklar ve gençler, sağlıksız bireyler, bizim ülkemizin de bu konuda Amerika’ ya yaklaştığının göstergesi…























